Her son bir başlangıçtır…

31 05 2007

Belki klişe olacak ama doğru bir laf her son yeni bir başlangıç ve biz biliyoruz ki bütün başlangıçlar da bitmeye mahkum. Sced 487 böyle bir ders. Şimdi aklımızda ve kalbimizde onunla ilgili güzel şeyler var. Güzel yaşanmışlıklar.

 

Yaptığımız seçimler, bilerek veya istemeden, bize yollar sunar. Hayat seçimlerden oluşmaz mı zaten. Bugün attığımız birkaç adım yarın bize birkaç kapı açabilir veya aksine bazı seçimlerimiz bize zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramayabilir. Sced 487 hayatımızdaki güzel seçimlerden biri bence. Her insan bir yolculuktadır bu dünyada. Hayatı keşfetmek mi? Buna inanmıyorum. İnsan kendini keşfetmek için yürür bu yollarda. Bu derste kendimizi keşfetmemiz için yola bırakılmış taşlardan biri. Bizim için bırakılmış. Tıpkı önceden olduğu gibi. Tıpkı yarın da olacağı gibi. Yolda yürümenin tadına vardık. Gülmenin tadına vardık. Birlikte çalışmanın üretmenin tadına vardır. Bir dersin bu kadar tad vermesi bizim için bir alışkanlık değil. Bırakalım bu ders böyle kalsın. Farklı olsun ve yürüdüğümüz yolda bize rehberlik edenlerden olsun.

 

Unutmayalım, her son bir başlangıçtır.





Perde kapandı…

31 05 2007

Sced 487 geçen hafta 8 oyunla finalini yaptık. İlk defa açılan ders toplam 11 ürün verdi. 11 tane eğitsel oyun adayı. 11 tane emekler bütünü. 11 farklı heyecan ve mutluluk. Bize kalan deneyimlerimiz.

 

Katıldığım iki oyun vardı bu hafta. Biri üçgen oluşturduğumuz oyun, diğeride meşhur mendil kapmaca. Mendil kapmacayı yapan arkadaşları tebrik ederim. Eğlence unsuru her nekadar çok vurgulamasakta işi kotaran unsur. Bizim oyunda da bu vardı. Zaten mendil oyununu yapan gruptan arkadaşlar bizim birim çemberde bölgeler oyunundan sonra çıtayı yükselttiklerini söylediler. Bu beni mutlu etti, arkadaşları da motive etmiş, ne güzel.

Üçgen yapma oyunu güzeldi, bulmaca gibi yani. Elinde kartonlar var birleştiriyorsun. Biraz daha eğlence katılabilirdi gibi geliyor bana. Bu hafta ki oyunlar genel olarak iyiydi.

Bütün arkadaşların emekleri boşa gitmemiş ellerine sağlık.

 

Benden bu kadar. Sağlıcakla kalın.

 





Sona doğru…

24 05 2007

Sonunu düşünen kahraman olamaz. Heyyt be bu laf demin başlık gelince çakıverdi aklımda. Konuyla bağlantısı yok, sanırım Kurtlar Vadisi izledikten sonra yazınca blogu böyle yan etkileri oluyor.

 

Ama biz hem sonumuzu düşünelim hemde kahraman olalım. Bir farkımız olsun bu arada. Bir dönem oyunlar hakkında konuştuk. Geçen hafta ürünleri değerlendirmeye başladık. Yarın son dersimiz ve geri kalanları değerlendirecez. Eğlenceli olacağına eminim.

 

Bizim oyunumuz birim çemberde sinüs ve kosinüsün bölgelere göre işaretlerini öğretmeyi amaçlıyordu. Genelde aldığımız tepkiler oyunun güzel olduğu yönünde. Yani biz geçen cuma sabahı kendimiz oynadığımızda anlamıştık zaten. Umarım yarın daha güzel örnekler görme fırsatımız olur.

 

Oyun oynama süreci yapmaktan daha eğlenceli. Yani oyun yapmak yazı yazmak gibi. Oynamak ise ne bileyim çok sevdiğin bir yazarı okumak belki. Öğrencilerin çok sevdikleri yazarları okumasını hayal ederek hazırlanmalı bu yüzden oyunlar.(gerçi kim kaldı kitap okuyan ama neyse) Burda dersin ortalarında ilgilendiğimiz deneyim konusu öne çıkıyor. Oyunu oynarkenki olası tepkileri düşünmemişsek, ve yapmak için birşeyler yapmışsak inanın bu belli olacaktır.

 

Birde eleştirilere açık olmalıyız. Son grubun oyununda bende oynadım. Timur eleştirilere yanıt olarak üniversite öğrencilerinin egoları yüzünden felan dedi, açıkcası kendi adıma alındım. Gayet ciddiyetle yaklaşık 20dk oyunun başlamasını bekledik arkadaşla. Ve egomuzla da bir sorunumuz yoktu. Ego dan çok bir organizasyon sorunu var gibiydi. Yani tamam bu bir final projesi, oyuna katılanlarda bunu düşünüp hazırlayan grubu zor durumda bırakmamalı ama grup ta olası durumları iyi düşünüp, sonuçların merkezine başkalarını koymamalı. Sürçi-lisan ettimse affola.

 

Sayın İnanç Hocam umarım iyileşmişsinizdir. Yarın bomba gibi başlarız dersimize.

 

Görüşmek dileğiyle.

 

 





Sonunda iyiler mutlaka kazanır…

17 05 2007

Merhaba blogseverler.

Geçen ders bazı aksilikler yüzünden derse katılamadım ama derse katılamamak blog yazmamak anlamına gelmiyor ki. Blog kişisel özgür bir alan sonuçta.

 

Başlığa bakıp ta kendi grubumuzu övüyor felan sanmayın. Övgüyü haketmiyor değiller o başka konu.Ama ben onu kastetmedim. İyiler mutlaka kazansaydı dünya böyle olmazdı herhalde. Sınıf olarak hepimiz iyiyiz ve hep birlikte bişeyler kazanmamızı diliyorum sadece.

 

Bugün oyunumuz en son halini aldı ve yarın oynucaz birlikte. Umarım amaçlara oyunun doğası içinde ulaştıracak bir araç haline getirebilmişizdir onu. Grup çalışmasını birkez daha test ettik ve testi geçti diyebiliriz. Kimi zaman bir araya gelmek zor olsa da bir şekilde aşıldı zorluklar. (teknolojinin faydası yadsınamaz, yaptığımız msn oturumları epey faydalı oldu) Arkadaşlarımın herbiri teker teker öyle özverili çalıştı ve öyle güzel fikirlerle oyuna ışık tuttu ki hepsine burdan bir teşekkürü kendi adıma borç biliyorum.

 

Sona yaklaşıyoruz. Şimdi ektiklerimizi biçme zamanı. Herkese bol hasatlar. Esen kalın.





Simon diyor ki…

10 05 2007

“Ellerinizi kaldırın”. Simon oyununu ilk kez bir filmde görmüştüm, geçen derste oynadık güzel bir oyun. Ama nedense aklımaza bu tip şeyler orijinal bir şey bulmamız istediğinde geliyor. İnanç hoca ders başlamadan bana “70 kişiye 5 dakika bi oyun oynatacaksın, hazırlan” dedi. Ve ben bunu yapamadım. Cesaretle ilgili bir şey diil de orijinal bişey bulamadım. Bunu söylemek istedim.

Bu hafta derste az kişi vardı, tatil nedeniyle sanırım. O yüzden dışarda birkaç oyun oynadık. Bence güzeldi zaten hava da mükemmeldi. Az olduğumuzdan oyun tasarımıyla ilgili çalışmadık çünkü her grup yarıyarıyaydı nerdeyse. Şimdi önümüzde çok zaman kalmadı. Çalışmalarımızı daha da artırıp bir sonuca varmalıyız. Süreç bizi zorluyor açıkcası. Kalıplara hayalleri sığdırmak zor ama biz biliyoruz ki imkansız değil.

Yarın derste görüşünceye kadar mutlu kalın.